Elektrik ve Elektronik 

Yurtdışındaki Türk Bilim İnsanları: Dr. Barış Yüksekkaya

5G teknolojisinde kullanılacak sistemlerden bir tanesi olan milimetre dalga sistemleri üzerine çalışan Yüksekkaya gençlere öncelikle akademisyen mi yoksa sanayide mi çalışmak istedikleri konusunda karar vermeleri gerektiğini söylüyor. Yüksekkaya’nın akademisyenlik düşünenlere önerisi ise yurtdışı. Yüksekkaya, “Çünkü buradaki olanaklar, pratik araştırmalar çok daha fazla” diyor. 

Türkiye’de bireysel çalışmalara karşılık yurtdışında çalışma ekipleri ile araştırma ve projelerin yürütüldüğünü anlatan Yüksekkaya şöyle konuşuyor:

“Yurtdışında özellikle İngiltere’de çalışmalara destekler çok fazla. Böyle olunca akademide çalışan insan sayısı da fazla oluyor. Türkiye’de insanlar tahmin edersiniz ki bazı sebeplerden ve özellikle parasal sebeplerden dolayı özel sektöre kaymayı daha çok tercih ediyorlar ama burada insanlar daha rahat hissettikleri için akademide kalmak istiyor.”

Dr. Barış Yüksekkaya ile röportajı TAF Network ekibinden Canan Altun, pervinkaplan.com için yaptı. İşte Yüksekkaya’nın sorularımıza yanıtları:

Kendinizden ve akademik kariyerinizden biraz bahsedebilir misiniz?

1984 yılında Ankara’da doğdum. Ortaokul ve lise hayatım memleketim Şanlıurfa’da geçti. Çocukken ağabeyim ve ben oyuncakların içini açar; motorlarını ve birbirine bağlanan parçalarını inceler, nasıl çalıştığını anlamaya çalışırdık. Herhalde o zamanlar ikimizin de mühendis olacağı belliydi. Hem yazılım hem donanımdan oluşan elektrik elektronik mühendisliğini tercih ettim ve üniversite sınavında da Hacettepe Üniversitesi elektrik elektronik mühendisliği bölümünü kazandım. Üniversitenin ilk yıllarında anlamıştım aslında akademisyen olmak istediğimi. Hocalarımı gördükçe, onların bize bir şeyler anlatmaya çalışırken hayatlarımıza da dokunduklarını, yaşadıkları mutluluk ve heyecanı gördükçe ben de öyle olmak istediğimi anlamıştım. Sonrasında da yine bu bağlamda master çalışmalarımı yapmaya başladım. Hacettepe’de araştırma görevlisi oldum. Master çalışmalarımda haberleşme-kablo sanayi alanında çalışmalarda bulundum. Daha sonra aynı şekilde mobil haberleşme, 4G gibi alanlarda çalıştım. Doktoramın son senesinde biraz daha tecrübemi arttırmak ve yurtdışındakilerin çalışmalarını görmek amacıyla TÜBİTAK’ın doktora esnası yurtdışı araştırma bursuna başvurdum ve bursu kazanarak Kanada, Ottawa’ya 8 aylık bir süre için araştırma yapmak için gittim. Bu tecrübe benim şevkimi arttırdı diyebilirim. Daha sonra Türkiye’ye döndüğümde postdoc olarak adlandırdığımız doktora sonrası araştırma işini yapmam gerektiğini ve bunu yurtdışında yapmam gerektiğini düşündüm. Bu nedenle Londra’da sinyal işlemeyle ilgili kendime uygun bir ekip buldum. Böylelikle geldim ve yaklaşık 7 aydır da buradayım. Benim kısaca hikayem böyle.

Peki, bu doktora sonrası çalışmalarını ve Türkiye’de haberleşme sektörünü karşılaştıracak olursak neler söyleyebilirsiniz?

Ben doktoramda 4G ve sonrasında çalışmıştım. Artık zaman ilerledikçe sıra 5G’ye geldi. Doktora sonrası çalışmalarımda da bunu kullandım. 5G deyince tabii her şey muallak, fakat belli başlı konular var çalışılması gereken. Benim burada çalıştığım milimetre dalga sistemleri de 5G teknolojisinde kullanılacak sistemlerden bir tanesi. Çok fazla detayına girmeden milimetre dalga sistemlerinde bahsedecek olursak; iletişim dalgalarını daha yüksek değerlere taşıyıp antenlerin boyutunu küçültmek diyebiliriz. Türkiye’deki farklılıklara gelirsek, genel olarak haberleşme alanında burada çok bir fark yok. Tükiye’de çok fazla bireysel çalışma var. Yurtdışında bu böyle değil. Burada çalışma ekipleri var. Ben de farklılığın bu olduğunu düşünüyorum. İkinci farklılık; yurtdışında özellikle İngiltere’de çalışmalara destekler çok fazla. Türkiye’de de bu yapılmaya çalışılıyor aslında. Özellikle bazı şirketler ve kamu kurumları destek sağlıyorlar. Fakat dediğim gibi burada daha fazla ve böyle olunca akademide çalışan insan sayısı da fazla oluyor. Türkiye’de insanlar tahmin edersiniz ki bazı sebeplerden ve özellikle parasal sebeplerden dolayı özel sektöre kaymayı daha çok tercih ediyorlar ama burada insanlar daha rahat hissettikleri için akademide kalmak istiyor. Farklılıkları da böyle sıralayabilirim açıkçası.

İngiltere’de karşılaştığınız zorluklar oldu mu, neler yaşadınız bunlardan biraz bahsedelim.

Yaşadım tabii ki. Londra çok güzel bir şehir ama bunun yanında çok da pahalı bir şehir. Londra’ya gelirken burssuz gelmek büyük bir hata olur, çünkü gerçekten pahalı bir hayat var burada. O yüzden Londra’da göreceğiniz ilk zorluk maddi anlamda olacaktır. Ben buraya gelirken Hacettepe’nin Bilimsel Araştırma Proje Birimi’nin bursuyla geldim. Ek olarak TÜBİTAK’ın doktora sonrası bursunu kazandım ama onu henüz başlatmadım. Maddi zorlukların haricinde kültürel farklılıklar çok fazla. Sadece İngiliz kültürü de değil, Londra çok kozmopolit bir şehir. Çok farklı milletten insan var. Bu yüzden iletişimde de sıkıntılar yaşanabiliyor, çünkü herkesin farklı geleneği göreneği var. Ama hepsi zamanla geçiyor. Daha ucuz yerleri de bulabiliyorsunuz. Kendinize yakın insanlar bulmayı da keşfediyorsunuz. Bu açıdan her şeyin bulunabileceği güzel bir yer.

Hocam daha önce Kanada’da bulunmuşsunuz. Londra ile ne gibi farklılıkları var sizce sosyal açıdan?

Kanada da çok güzeldi, fakat bir o kadar da soğuktu. Eksi 40 dereceleri gördüğümüz oldu. Eğer Erzurum gibi yerlerde yaşamamışsanız, soğuğun insanı gerçekten kötü etkilediğini söyleyebilirim. Ama insanları daha sıcak diye düşünüyorum. Londra’da herkes bir telaş içerisinde. Biraz İstanbul gibi diyebiliriz; kimsenin başkasına ayıracak çok vakti yok. Bu yüzden Kanada bir öğrenci için daha kolay olur gibi geliyor bana. Aynı zamanda tabii daha ucuz. Orada doktora öğrencisiydim ve daha kolay bir yaşam sürmüştüm diyebilirim.

Peki, kabulünüz nasıl gerçekleşti?

Türkiye’de akademik kariyer dendiği zaman postdoc istenen bir şey. Postdoc yaptığınız zaman doktoradan farklı bir şey yapmış oluyorsunuz, ki insanlar da bunu istiyorlar. Sadece doktorada çalışmayı değil farklı konularda da çalışma yapabileceğinizi görmek istiyorlar. Bundan dolayı akademik kariyer yapmak isteyen herkese öneririm. Her üniversiteye genel bir başvuru göndermektense hangi grupların olduğunu, hangi grupların geçmişte ne yaptıklarınıve gelecekte ne yapacaklarını, size uygun olup olmadığını araştırın. Ben de bu şekilde araştırmamı yaptım ve en son 4-5 adet gruba indirgedim. Ve Imperial College London’dan kabul alınca da geldim.

Gençlere tavsiyeleriniz nelerdir, yurtdışı düşünenler nasıl bir yol izlemeli?

Plan yaparken üniversitedeki ilk yıllarımda seçtiğim mesleğin kendime uygunluğunu sorguladım. Uygun olduğunu görünce de bu meslekte ne yapabilirim, nasıl geliştirebilirim gibi soruların cevabını aradım. Akademide mi gelişmek istiyorsunuz, sanayide mi? Eğer akademide geliştirmek istiyorsanız yurtdışı güzel bir seçenek. Çünkü buradaki olanaklar, pratik araştırmalar çok daha fazla. Kabul edilmek ve ilgi çekmek, başvuran öğrencinin neden burada olmak istediğini güzel bir dille anlatabilmesine bağlı. Siz geçmişinizi ve gelecekte yapmak istediklerinizi, katılmak istediğiniz grubun çalışma koşullarına bağdaştırıyorsanız o grubun birkaç projesine ve makalesine referans verirseniz genelde kabul ile sonuçlanıyor. Hocalar ve işe alım ekipleri sizin kendi bursunuzla gelmenizi bekliyorlar ilk adımda. Sonra da siz projelere entegre olup kendinizi gösterdikçe o projelerden destek sağlıyorsunuz. Dil ve not ortalaması gibi konular zaten belirli sınırlarla çevrilmiş durumda. Belli bir puanınız ve not ortalamanız yoksa zaten başvuramıyorsunuz. Onun haricinde ekip içinde sizin çalışma alanınızı ve yayınızı ne kadar görürlerse bu sizin için o kadar artı olur.

Kaynak: pervinkaplan.com

İlgili haberler

Leave a Comment